NAKİT AKIŞ DÖRTGENİ


-En basit haliyle bize dünya nüfusu ve dünya üzerindeki paranın dağılımını gösteriyor.
-Yani; sol taraftaki E ve S bölümleri dünya nüfusunun yaklaşık %90’ına karşılık gelirken, sağ taraftaki B ve I bölümleri nüfusun %10’una karşılık geliyor.
-Bununla beraber, sol taraf, dünyadaki para hareketinin sadece %10’una sahipken, sağ taraf ise paranın %90’ını kontrol ediyor.
-E ve S bölümlerinde yer alanlar, emekleri ile kazanç sağlıyorlar. Yani, eğer çalışmazlarsa maaş alamazlar veya o ay gelir elde edemezler. B ve I ise, sahip oldukları sermayeyi kullanarak, paranın boş boş durması yerine kazanç sağlayacak işlere yatırım yaparlar. Bir şekilde aktif nakit geliri sağlamaya çalışırlar.

TEMEL BANKACILIK SİSTEMİ


-Merhaba, Henry Ford’un bir sözü ile başlamak istiyorum: “Öğrenmeyi bırakan kişi, yirmisinde de olsa, sekseninde de olsa, yaşlıdır. Öğrenmeye devam eden kişi gençtir. Yaşamdaki en muhteşem şey, zihninizi genç tutmaktır.”
-1900 lü yıllarda bir banka müdürü, Henry Ford’un kredi talebini geri çeviriyor ve ,”Otomobil ancak geçici bir moda olabilir. Bu tarz işlerle uğraşacak vaktim yok” diyor.
-Oysa sonuç ortada, Ford yılmıyor ve başarıya eninde sonunda ulaşıyor.
-Herhalde hepimizin bir şekilde bankayla bir işi oluyordur. Ya kredi çekeriz, ya maaşımızı bankadan alırız, havale göndeririz, fatura öderiz ….. bunu uzatmak mümkün. Nakit alışverişi hariç, teknoloji sayesinde bunu şubeye gitmeden internet şube veya mobil olarak bile yapabiliyoruz.
-Henry Ford diyor ki; “İyi ki insanlar, paranın ve bankacılık sisteminin nasıl çalıştığını bilmiyorlar”
-Ne demek bu? Tamam, kabul, banka nasıl çalışıyorsa çalışıyor, beni ilgilendirmez, ben kendi parama bakarım, diyebiliriz. Ama biraz araştırdığımızda olay gerçekten mükemmel işliyor:
-Dünya üzerindeki farklı bankaların tümünü tek bir BANKA diye düşünelim. Ve işleyişe bir bakalım.
-1- Benim bir miktar param var, ve ticaretten anlamıyorum, yönetmeyi de bilmiyorum, fakat enflasyon karşısında yok olup alım gücünün eksilmesini de istemiyorum. Gidiyorum, bankaya belirli bir faiz oranında yatırıyorum. Genelde bu faiz oranı enflasyon karşısında kendini koruyacak kadar bir miktar oluyor. Çünkü banka bunu çalıştırıyor, kredi veriyor, yatırım yapıyor vs, kira ödüyor, giderlerini karşılıyor, maaş veriyor vs. Sonuçta o da bir ticari işletme, ve bir şekilde kazanmak ve kara geçmek zorunda. Sadece şurası önemli, benim paramın belirli bir oranını Merkez Bankasında bloke olarak koyuyor ve paramı devlet garantisi altına alıyor(Tabi belirli bir miktara kadar olanını. Sanırım 2019 yılında kişi bazında 100bin liraya kadar miktarı).
-2- Sonra sen geliyorsun, araba almak için kredi çekiyorsun, belirli bir faiz oranıyla. Bu da tamam
-3- Arabayı aldığın kişi, senden aldığı parayı tekrar gidip bankaya yatırıyor, (banka bu parayı, tıpkı bende olduğu gibi bir miktarını Merkez bankasına yatırıyor ve kalan miktarı, başkasına kredi olarak yeniden kullandırabiliyor)
-4- Bir başkası geliyor, ev almak için kredi çekiyor, ve aynı para pek çok kez tekrar tekrar sisteme dahil oluyor.
-İŞTE; bankacılık sistemi temelde bu şekilde çalışıyor. Şöyle düşünelim, siz herhangi bir malı birden fazla kişiye satarsanız suç işlemiş olursunuz, Fakat, yasal olarak, aynı malın (yani paranın) birden fazla kişiye satılmasını sağlayan tek sistem bankacılık sistemi. Tabi bankanın tek işi kredi vermek ve mevduat toplamak değil, işi diğer detaylarıyla incelemek gerekir.
-Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor. Biz tüketim toplumuyuz, elimize para geçtiğinde hemen bunu harcamanın hesaplarını yapıyoruz, oysa bunu yatırıma nasıl dönüştürebiliriz ve sürekli bir gelir elde edebiliriz, bunu hiç düşünmüyoruz. Bunu yapan, nüfusun %10’unu geçmiyor, onlar da zaten sistemin nasıl çalıştığını öğrenmiş bir kesim. Yatırım yapıyor, teşvik alıyor, iş kapısı açıyor, şirket ortaklıkları ile farklı sektörlere giriyor vs vs.
-Sistemin işleyişini daha detaylı bir şekilde internet üzerinden de araştırabilirsiniz